Sürdürülebilir Kalkınma İçin Küresel Amaçlar - Nitelikli Eğitim

Dünyayı değiştirmeye, düzeltmeye çalışıyoruz ama onun buna ihtiyacı var gibi durmuyor. Bizim düzeltilmeye, değişmeye ihtiyacımız var. Dünyayı yok etmenin o kadar da kolay olacağını düşünmüyorum. Daha önceleri çok kez denendiğini de çeşitli metinlerde, hikayelerde vs. görüyoruz. Hikayeler, mitler, sosyolojik yapıyı oluşmasında ve gündelik yaşamın bu bağlamda sürdüğünü kendimizi ve etrafımızı gözlemleyerek kolaylıkla görebilir. Bizim kendimizi, etrafımızı, geçmişimizi sorgulamamız gerekiyor. Bu sorgulamayı gözlemlere dönüştürüp buradan da bunları incelediğimizde nerede olduğumuzu, nereye gitmek istediğimizi görmek için iyi bir başlangıç olacaktır. Gideceğimiz yönü bildikten sonra oraya nasıl ulaşabileceğimiz sorusuyla karşılacağız. Bunun için de bir stratejiye ihtiyacımız var. İnsanlar olarak yaşadığımız dönemde yönümüz kaybettiğimizi görmek zor değil. Bir yöne gidildiğini iddia edenlerse savrulduklarını ve ayaklarının yere basmadığını göremiyorlar. Dolayısıyla çeşitli yönlerden karmaşa ve çatışmalar var. Bu sebebi ise ortak bir hedefin olmamasıdır. Bizi oraya ulaştıracak donanımlara sahip bireyler olmadığımız veya oraya ulaştıracak biz olmadığımız sürece başka herkesin ihtimali olduğu lider arayışlarımızla bu çözüm bulmaya çalışıyoruz. Ve her şeyi verilere dayandırarak yine her şeyi bildiğimizi iddia ediyoruz. Gerçek problemlerimizle yüzleşmek yerine problem yaratıp ve bunların problem olduğuna inandırıyoruz kendimizi. Bu bir paradoksa soktu bizi. Bu işin içinden çıkılamayacağı gerçek değil. Dolayısıyla bunun içinden aklı, bilimi kullanılarak çıkılabilmek mümkün. Ancak her şeyden önce bundan çıkılmaya inanan, gereken sorumlulukları alabilen –bunu proaktif bir şekilde yapılması bekleniyor-, sorunlarla karşılaşıldığında birlikte çalışabilecek yapıda bireylere gereksinim duyuyoruz. Ancak asıl ihtiyacımız olan “Nitelikli Eğitim” dir. Eğer biz bir şeyleri doğru yapıyor olsaydık günümüzdeki sorunlardan yönümüzü kaybetmezdik. Demek ki en temel olan yerde sorunumuz var. O da eğitim.
Peki eğitim nasıl olmalı?
İnsanoğlunun tekamülüne, olgunlaşmasına, evrimine, gelişimine yönelik olacak şekilde, gündelik yaşamın iş-ev-özel günler/bayramlar/yıllık izinler paradoksundan çıkarıp –tabii sistemi aksatmayacak şekilde- üst benliğini oluşturmasına katkı sağlayacak yaşamın veya ortamın oluşturulması gerekiyor.
Klasik eğitim veya onun muadillerimden öteye geçmeyen, mobil uygulamalar gibi sürekli güncellemeye muhtaç, birkaç düzenleme, görsel ilüzyonla yeniden sunulduğu sistemler yerine gerçek çözümler getirmeliyiz. Bunların komisyonlar kurarak, çeşitli platformlarda, eğitim ve yaş düzeylerinin dikkate alınıp birçok perspektiften tartışmalıyız. Ve ortaya konan tezleri de tartışabiliriz. Burada veriye gereksinimimiz var. Ölçüm, analizler bize bulunduğumuz yer hakkında bilgi verecektir. Ancak bununla da bitmeyecektir. Biz hala yönümüzü tayin edemiyorsak veya gideceğimiz yer ne, nasıl bir yer diye düşünüyorsak, yine paradoksumuzun başlangıcına dönücez –tabi paradoksun bir başlangıcı yok dolayısıyla devir daim yapmaktan yine öteye geçemiyoruz.
O zaman bizim neye ihtiyacımız veya yönümüzü nasıl tayin edeceğiz?
Yine hatırlamalıyız ki; temel sorunlarımızı çözmeden, sorunları algılamadan, tanımlamadan ne yaparsak yapalım sadece pansuman tedavi olmaktan öteye geçmeyecektir. Bu bilinçle yaklaşmayız. Tekrar bir soru soruyorum.
Bizim şuan inşa ettiğimiz şey –veya yapı diyelim- bir “medeniyet” mi yoksa “deniyet” mi? Her birey sorgulaması gerekiyor; kendini, çevresini, dünyayı. Görüyoruz ki, medeniyetimiz küreselleşmeye evrilmiş durumda. Bu durum zayıfları yutan bir sistem haline geldi. Bu da köleleşmeyi beraberinde getirdi. Ve gittiği yerde küresel köleliktir. Bu çok açık. Ancak buraya kadar rastgele gelmedik bunun bir matematiği, mutfağı var. Burada artık menfaatlerin gözetildiği ve en az parayla hayatını idame ettirmeye çalışan insanın dahi sömürüldüğü bir yapı olduğunu görüyor, duyuyoruz. Adalet, eşitlik, demokrasi gibi kavramlar gündelik hayata yerini yeni kavramlara bıraktı.
Peki insanoğlu olarak daha önce medeniyet kurduk mu? Kurduysak onu oluşturan temeller neydi ki bunu kurabildik?
Bir başka soru. Bir medeniyet hangi temeller üzerine inşa edilir?
Biz Türkiye olarak ele alırsak. Bazı şeyleri netleştirmemiz gerekiyor. Ne doğuyuz ne de batıyız. Coğrafi konumumuza aldanmayalım. Dünyaya haritalara bakar gibi sınırları, çizgileri olan bir yer olarak düşünmemeliyiz. İnsan olarak ırkı, cinsiyeti vs fark etmeksizin insandır. Yine kendimizden ele alırsak. Kendimize olan özgüvenimiz başkalarının üstünlük durumuna bağlı olmamalı. Bunun için üretmeye ihtiyacımız var. Medeniyeti kurmak ve üretmek için gereken unsurlarımızın;
Bilim, sanat, felsefe, teknoloji, mimari, ekonomi ve sosyal yaşamdaki unsurlar; moda, dil. Bunu her kesimden, meslekten insanın kullandığı için toplumun bilincini etkiliyor ve medeniyet oluşma aşamasında diğer nesillere kolektif bilinç olarak aktarılmakta olduğunu unutmamalıyız. Bunları çeşitlendirilebilir veya detaylandırabiliriz. Burada bir medeniyet kurmak söz konusu ve bunu yine eğitimle yapabiliriz.
Formülümüz basit; Medeniyet = Nitelikli Eğitim
Dolayısıyla öğrenci olarak görüldüğümüz her bir kişi, öğrenici olmadan önce bir insan olduğu, insanında sürekli öğrenen bir biyolojik donanıma sahip canlı olduğunu bilerek yaklaşmalıyız. Bireyin; eğilimleri, yetenekleri, zihinsel işlevsel düzeyi veya zihinsel beceri kapasitesini çeşitli yönlerden aile ve eğitimcileri tarafından gözlemlenip raporlanarak ve seçim yapılacağı dönemlere gelindiğinde bunların referans olacak şekilde bir sistem oluşturabiliriz. Dünyaya baktığı çerçeveyi kendimize göre eğip bükmek yerine toplumla birlikte yaşamasını öğretmeliyiz. Farklılıkların şuç veya eksik olmadığını anlatmalıyız. Bekleyen dünyayı ona masallar anlatarak değil yine bir birey olarak davranarak yapmalıyız. Bunların her birinin verilerle açıklamak beklenebilir. Ancak elimizde veriler var ve biz bunu nasıl kullanacağımız bilmiyoruz. Daha doğrusu çok güzel biliyoruz da diyebiliriz. Nerede? Medeniyeti inşa ederken mi… Hayır. Biz paylaşmayarak, “adam kayırma” diye söyleceğimiz ayrımcılık, yandaşçılık gibi kavramların somut hallerini gündelik hayatımızda görüyoruz. Ve bunları matematiksel formüllerle anlatamıyorum ve anlatamayız. Bilim insana yol gösterir, fikir verir ve insanın onu yorumladığı, deneyerek işlevselliğini ölçtüğü bir araçtır. Bugün bilim bir araç olarak kullanılıyor ama insana yol göstermek için değil.
Yetiştireceğimiz insanlar, liyakat sahibi olmalılar. Yani yetenekli ve işinde gerçekliği olan derecelendirmelerle uzman olduğunu kanıtlamış bireyler olmalılar.
Kişiyi yalnızlaştırmak yerine –bireyselleştirmekten çok- daha fazla deneyim yaşayacağı ortamlar hazırlamalıyız. Ancak bunu yaşı, psikolojik ve fiziki gelişimini dikkate alarak yapılmalıdır. Birkaç aşama oluşturup zorlukları deneyimlemeli ve bunların zorluk seviyelerini arttırarak problem çözme becerilerini geliştirmek amacıyla uygulayabiliriz.
Böylelikle birey hayatı gelişimine göre deneyimlemiş olacak. Çevresindeki insanlar veya toplumunda, bu yeni neslin yetişmesine katkı sağlaması ve destekleyici rolünü üstlenmesi beklenmelidir. Toplumsal bir sorumluluk olarak algılaması şart olacaktır. Çünkü çevrenin bireye direkt olarak bir etkisi söz konusu. Bu bağlamda bireyin, ahlakı, düşünceleri, sevdiği - sevmediği şeyler, inancı, zevkleri, kültürü, eğitimi, yaşam biçimi bu çerçevede şekillenecektir. Dolayısıyla eğer bir toplum inşa edeceksek bu eğitimle olur. Bir nesli böyle yetiştirebiliriz. Ancak burada yine bir püf nokta daha var. O da şu; biz yeni nesli yetiştirmeden önce yetişeceği toplumu veya çevreyi eğitmeliyiz. Karşılaştıkları var olan yapı ile alacakları eğitim birbirinden farklı olmamalı. Pratiği teoride, teoriyi ise pratikte görüp, algılayabiliyor olacak eğitim programları veya müfredatlar oluşturmalıyız.
Dijital dünyanın uslubu su gibi şekil değiştiriyor gibi görünse de bunun da böyle olmadığı, aksine bir hacmi olan ve akışkan dinamiğe sahip. Bunu denetleyemeyen insanoğlu, kesinlikle medeniyet kuramaz. Paradoksu için bocalamaya devam eder.
Etik, ahlak, toplumun medeniyet seviyesindeki konularda bireyden üstün tutması. Ancak toplum, çalışmalarının, medeniyete katkıları üzerinden derecelendirildiği bir sistem kurulabilir. Bunu ekonomi veya ticarette kullanılabilir. Hatta yetiş nesle “Eğer topluma katkı sağlarsanız kazanabilirsiniz” şeklinde bilinci kazandırmak için çeşit yaş gruplarına göre sorumluklar verilebilir. Bunun kendilerinin seçeceği projelere yönlendirerek yapılması daha olumlu etkisi olacaktır.
“Nitelik Eğitim” temelinde 3 nokta belirliyoruz.
Barış, Adalet ve güçlü kurumlar;
   Eşitsizliklerin Azaltılması; Açlığa Son, Yoksulluğa Son, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
   Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam; Erişilebilir ve Temiz Enerji, Temiz Su ve Sanitasyon
Sorumlu üretim ve tüketim;
   İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme, Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı, Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar
İklim eklemi, Karasal Yaşam, Sudaki Yaşam
Ve bunların sonunda insanoğlu olarak ortak hedef ve Amaçlar için Ortaklıklar kurabiliriz.

Yorumlar